Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

EZAN-I MUHAMMEDÎ İNTERNET SİTESİ

 
 
Ana Sayfa       Ziyaretçi Defteri Site Haritası Arama Bize Ulaşın

Yahya Kemal BEYATLI
Y.Kemal BEYATLI
Ezansız Semtler

Yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Namaz, mü'minler üzerine, vakitleri belli bir farz olmuştur." (en-Nisa:103) Yani, bütün mükellef mü'minler, "şer'i bir özürleri" olmadığı müddetçe, günde beş vakit (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı zamanı) namaz kılmak zorundadırlar.

Namaz vaktinin geldiğini, duyurmak için, "ezan okumak" da sünnettir. Ezan, müezzinin yüksek bir yere çıkarak güzel, gür ve dalgalı sesi ile Sevgili Peygamberimiz'in sevdiği, uygun gördüğü ve emrettiği söz ve kelimelerle mü'minleri davet etmesi demektir.

Erkek mü'minlerin, bu davete uyarak "camilere ve mescidlere" koşup topluca namaz kılmasının tek başına kıldığı namazdan 25 veya 27 defa hayırlı olduğunu, bizzat Sevgili Peygamberimiz haber vermişlerdir. İnanmış hanımların ise, kendi evlerinde, bu davete icabet etmeleri daha uygun ve güzel bulunmuştur.

İslam'da "namaza davetin", seslerin en manalısı ve en güzeli olan "insan sesi" ile yapılması, bu esnada bile "teganni" yerine, "tebliğin" esas alınması ne kadar güzeldir. Borazanların, çan seslerinin ve madeni gürültülerin yerine güzel, gür ve dalgalı, insan sesi ile İslam'ın en kısa biçimde tebliği... Evet, en güzel davet şekli....

1400 yıldır, bütün İslam aleminde ve hatta bütün dünyada "ezan" aynı söz ve kelimeler ile okunmaktadır. "Ezan" alemşümul İslam kardeşliğinin "ortak sesi" dır. Ezanı millileştirmek, İslam'ın alemşümul karakterini ihmal ve inkar etmek olur. Şu anda, mesela, Almanya'da, Belçika'da, Hollanda'da, Fransa'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde, her renkten ve her dilden müslümanın aynı "ezanı" okuması, aynı davete uyarak "birlikte namaz kılmaları" ne kadar önemli bir hadisedir. Dünyada, bunun bir benzeri daha yoktur ve bu durum, "İslam düşmanlarını" kahretmektedir, kıskançlıktan çatlatmaktadır.

Ezan, esas söz ve kelimeleri ile o kadar çok tekrarlanmıştır ki, Arapça konuşmayan, bütün müslüman ülkelerde ve gönüllerde, "öz dili ile okunmuş gibi" benimsenmiş ve manasına nüfûz edilmiştir.

Anlatıyorlar, I. Cihan Harbi esnasında, Arabistan'a giden "Mehmetçik", çarşıda ve pazarda, halkın tek kelimesini anlamadığı bir dil (Arapça) konuştuğunu görmüş. Biraz sonra da "müezzin" in minareye çıkarak "Allahü Ekber, Allahü Ekber!" diye ezan okuduğunu işitince hayretle, yanındaki arkadaşına: "Bu Araplar da ne garip insanlar! Çarşıda pazarda Arapça konuşuyorlar da, ezanı Türkçe okuyorlar!".

Evet, işte böyle... Ezanı, milletimiz, en az bin yıldan beri, o kadar çok dinledi ve o kadar çok benimsedi ki, o, artık gerçekten Türkçe'leşmiştir. Durum, diğer Arap olmayan müslüman kavimler için de aynıdır. Bugün, İslam'dan haberi olan herkes ve her mü'min, Sevgili Peygamberimiz'den günümüze kadar, aynı söz, kelime ve biçimde gelen ezanın manasını da bilir ve anlar. Namazla, niyazla ilgisi bulunmayan bazı çevrelerin, bu konudaki ters gayretlerine asla önem vermez.

S. Ahmed ARVASİ, Hasbihal, Burak Yayınevi, c.3, s. 287-288, İstanbul, 1990

Bu site Vehbi AKŞİT tarafından yayına hazırlanmaktadır.
Copyright © 2003